RAKI İÇMENİN ADABI


Alıntıdır

Rakı içmenin en büyük püf noktası soğutulmuş rakı, bardak ve soğuk sudan geçer. Aksi takdirde rakı içiminden hiçbir zevk alınmaz.

Çoğu insan rakıyı kendine özgü bir tarzda içer. Kimisi sulandırarak, kimisi sek içerek, kimisi şişesinden içerek keyif almaya çalışır. Büyük çoğunluk ise kendi ağız tatlarına en uygun karışımı hazırlar.
Demlenmek rakı içerken kullanılan bir kelimedir. Bunun sebebi çayın rengi ve kokusu suya sinerek içilecek kıvamı almasıdır. Atalarımız da buradan yola çıkarak rakı masasında demlenme sözcüğünü kullanır. Rakı sofrasında demlenmek ve sarhoş olmayı birbirinden ayırt edebilmek gerekir. Bu yüzden rakı içmek özen gerektiren bir iş olduğundan sadece içmesini bilenle içilir. Rakı içen herkes kendi ayarını kesinlikle bilir. Sınırları zorlamaya başladığımızda bu işe dur demeyi bilmeliyiz. Rakıyı bilinçli olarak tadını seviyorsak içmeliyiz. Rakı hiçbir zaman sarhoş olmak için içilecek bir içki değildir. Çünkü bunun sonuçları çok kötü olabilir. Eğer rakı masasında biz ve karşımızdakiler dengeli demlenebiliyorsak ne mutlu bize.
Rakı yalnız başına içilmeyip arkadaşlar veya dostlarla birlikte içilir. Çünkü rakı masaları sohbetlerin yapıldığı, hikâyelerin anlatıldığı, hem dinleyici hem konuşmacı olduğumuz bir ortamdır. Bu sanki bir grup terapisine benzer. Ayrıca rakı masasında herkes birbirine saygılı olmak zorundadır.

Neyzen 1953 yılında ölene kadar rakı içmeye gerekli özeni (!) göstermiş ve bu uğurda yıllarını vermiş bir kişi olarak bilinir. Sanatında son derece usta olan Neyzen, ömrünün sonuna kadar rakı içmeyi sürdürmüş, bu arada dönemin İstanbul Valisi aynı zamanda da Yeşilay Cemiyetinin başkanı olan Fahrettin Kerim Gökay’ın da yakın ilgi ve sevgisine nail olmuş. Fahrettin Kerim çeşitli zamanlarda onu içkiden kurtarma girişimlerinde bulunup, zaman zaman da Neyzen’i tedavi ettirmek için uğraşlar vermiş.
Neyzen bir gün merak etmiş ve ‘Yeşilaycıların toplantısına gitmiş. Fahrettin Kerim bu sırada içkinin zararları hakkında bir konferans vermekteymiş. ‘Efendiler, her kadeh rakı hayatınızdan bir saat kısaltır.’ Demiş. Bunun üzerine arka sıralarda oturan Neyzen gayrı ihtiyari olarak ‘Eyvah, yandık!’ diye bağırmış. Fahrettin Kerim ona dönerek ‘Hayrola, ne oldu?’ diye sorunca Neyzen, ‘daha ne olsun, sizin dediğinize göre hesap ettim de, meğerse ben öleli zaten 40 yıl olmuş!’ cevabını vermiş.
 

Masanıza önce aperatif yiyecekler gelir. Her defasında " masaya gelen mezelerle karnımı doyurmayacağım" deseniz de, mezelerin tadına bakmaktan balığa çok yer bırakmazsınız. Masanıza önce buz kalıpları içinde tereyağı gelir. Çıtır çıtır kızarmış ekmeğe sürüp afiyetle yemeye başlarsınız. Tabağınıza beyaz peynir, haydari, Rus salatası, kalamar, karides... Ortaya kocaman bol limonlu bir göbek salata, yanında kavun, karpuz ve bir kadeh rakı. Ardından palamut, levrek, mezgit, çipura. Artık seçim size kalmış. Bıçağınızla kılçıklarını ayırdığınız balığın bembeyaz etinin damağınızda bıraktığı lezzet.

Eğer gözlerinizi kapattığınızda bu manzarayı görüyorsanız;

Balık ve rakıyı özlemişsinizdir demektir.

Palamut takoz,
Altına soğanları diz,
Mantar serpele biraz.
Koy yarım fincan zeytinyağı;
Yarım limon suyu da tadı.
Halka halka domates doğra;
1 fincan su ekle sonra.
Yarım saat kısık ateşte teflon tencerede kapak kapalı,
Son beş dakikada suyu çeksin diye aç kapağı.
Rakının yanında yavaş yavaş ye, kolla parmaklarını.
Başını mıncıklama, o kedinin hakkı.

Hiç tahmin etmediğiniz insanlar sizi çok şaşırtır; herkesin felsefesi vardır, tesadüfen bir felsefe öğretmeni, üç balıkçı ve bir yazarla meyhanede oturuyorduk.
Felsefeci, balıkçıya "Sen ne anlarsın felsefeden," dedi.

O da "Ne demek? Ayıp ediyorsun, felsefe şu rakı kadehini burdan kaldırıp, şu güzel dudaklara götürmek ve aradaki mesafeyi düşünmektir," diye karşılık verdi.
Yani hayat bu! Hiçbirimiz farklı değiliz.